19 Şubat 2019 Salı

Bir itiraf - Konuşmamız Gerek Yazı Dizisi #10





İçimde bitmek bilmeyen derin bir rüzgar yelini başımın etrafına kadar çıkarmışken bu satırları #9 numaralı bölümden tam bir buçuk ay sonra yirmi dört eylül günü yazıyorum. Demeliyim ki anlatacak çok şey birikti ve hangisinden lafa girsem bilemiyorum.

Senenin son sınavı olan kaymakamlık adaylığı sınavına girdim. Netice henüz açıklanmamış olsa da genel anlamda olumlu olacağı kanaatini taşımıyorum. Zihnimin bulanıklığını bir kenara bırakacak olursak makul olmakta fayda var. Birazcık daha alt seviyeden yoluma devam etmem gerektiğini yavaş yavaş kabul etmeye alışıyorum.

Bir de sınavdan geçen haftalar sonrası mezuniyetten bir sene sonra ikinci bir üniversite kazanmış biri olarak, örgün bir dört yıl daha bu bünye kaldırabilir mi emin değilim. Öte taraftan bunca sıkışıklığın içinde aynı fakültenin farklı bir bölümünü okumanın pratikte bir anlamı yok. Dikey okumak varken neden yatay okunur ki?

Kaymakamlık düşüncesini aklımdan çıkardıktan sonra geldiğim noktada üniversitemin yüksek lisans başvurusundan da elenmiş bir şekilde Ankara’ya sadece gezmiş bir yerli turist olmaktan öteye gidemediğimi söylemeliyim. Bundan sonra tekrar yükseğe hazırlanmaktan gayrısı, sade bir hayal :) Biraz matematik gerek o kadar canım!

Üstüne üstlük bir de tokat yemek için Çorum’a gittiğim doğrudur. Yüz liralık tokat. Haybeye giden Çorum-Tokat seferi. Alan dışı bir bölümde mülakatlara kaldığım yüksek lisans derecesinde karşımda duran altı yüksek dereceli hocanın soruları altındaki mahcubiyetim o bölümle ilgili olsa iyi, kendi bölümüme dair bilgilerim sınandığında dahi kelimeler ağzımdan şaşırtmacalı cümleler halinde anlamsızlaşmaya başlayarak dağıldı. Ve nihayet yeterli görülmesiyle mülakat salonundan çıktım.

Bir gün sonra derhal memlekete döndüğümde ne kadar boş bir insan olduğumu bilgilerimin zayıf ve sadece sınav geçmek için olduğunu keşfettim. Ya da kendime itiraf ettim.

Sonra, sonuç her ne olursa olsun bu programa gitmeyeceğime karar verdim. Nitekim sonuç da olumsuz olmuştu ve ben derin bir nefes alarak rahat koltuğumda kıvrılıp yatmayı sürdürdüm.

Bugünse kaymakamlık sınavının açıklanmasına beş gün kalası bir mücadelenin eşiğinde yine seninle muhabbete devam ederken karışık ve sanki içinden hiç çıkamayacağım bir ruh haliyle bir ondan bir bundan konuşup duruyorum. Sen bunu okuyarak belki de zaman kaybı işliyorum diye düşünüyorsundur. İnan bana bu günler de geçecek ve daha güçlü olduğum sayfalara da rastlayacaksın. Gün gelecek, o gün geldiğinde cümlesinin değerini hayal kurarak yerine getiremediğimi, çalışmalarımın gayretimin sonucunda o değere ulaştığıma şahit olacaksın İnşaAllah. Ya da kitabın bir sonu olmayacak. Belirlediğim sayfa geldiğinde son cümlemi yazıp koca bir özür dileyerek noktanın arkasına saklanacağım, kim bilir.
Hala bir bölüm daha var önümüzde yazılacak…


Hayat devam ediyor, öyle değil mi?

Haziran-Eylül 2018

DEVAMINI OKUYAYIM

12 Şubat 2019 Salı

İşte hayat - Konuşmamız Gerek Yazı Dizisi #9





Bir şeyi kafana çok taktığında onu elde etmeye çalışıyorsun ya, hah işte o şey aslında sana belki de iyi gelmeyecek bir şey…

Bilemiyorum ama bazı durumlarda kendimi gerçekten bir boşlukta hissedip çıkma gayreti göstermezken buluyorum. Bir önceki bölümden on iki gün sonra yazdığım şu anki yazı bir iç bunalımın dışavurumunun kısmi olan bir bölümü…

Kısmi çünkü anlatılamayacak kadar karmaşık.. daha önce de okuduğun gibi aklımdakiler yazıya dökülemeyecek kadar hızlı.

Birinci bölümün sonlarında dediğim gibi, bir duraklama öylece bakma donma durma eylemleri söz konusu ara ara. #4 numaralı bölümde ve #7 numaralı bölümün son cümlesinde de belirttiğim sınavla ilgili düşüncelerime gelince birini açıp birini kapattığım kitaplar raflarda. Masanın üzerinde artık bir bilgisayar var tekrar açık vaziyette. Diğer yandan KPS sınavına girildi. Birine gidilemedi. Benim rahat tavırlarımdan ötürü…

Sınav Sivas’ta ve ben bunu bir gün öncesinde anlıyorum!

Eylüle şurada yirmi gün filan var… bırak sınava hazır olmayı, ne yapmam gerektiği konusunu, daldım şu aralar…

Sanırım ters giden şeyleri üzerime çekmekte bayağı bir hünerliyim. Aslında kendimden bile gizlediğim gerçekler biliyorum da denebilir. Zira pek de dürüst değilim kendime ve sana…

Hem de zaten ders çalışmıyorum, biliyor musun? Evet, biliyorum. Utanmalıyım. Değerli görüp başladığım yoldan geri döndüm. Zor geldiğinden değil, alışık olduğumu terk edemememden… bu rahatlık kaygısı beni alıp götürdü. Hem de epeyce…

Şimdi tekrar disipline girip bir işe girerek modumu toplamam tekrar motive olmam ve yapmam gerekeni yapmam gerek.

Gelecek planı ve ne olmam gerektiğine gelince, artık şimdilik bir önemi yok. Çünkü bunu düşündükçe her şeyden sıyrılıp kenara çekilmek bir şey kazandırmıyor, kazandırmadı da. Sürekli evde kalmak yaramadı.

Ve, son olarak tekrar tekrar Amerika kıtasını yeniden keşfetme yolculuğuna girişip de seni de buralara kadar sürüklediğim için beni affet. Umarım bir sonraki bölüm bundan epey uzun bir süre sonra ve daha dingin, huzura kavuşma yolunda ve kaldığı yerden devam eden bir anlayışla kaleme alınır da muhabbetimizin ritmi bir anlamda düzene girer. 
Kim bilir?

Haziran-Eylül 2018
DEVAMINI OKUYAYIM

10 Şubat 2019 Pazar

Büyük aşk #Vefa3





"Bizi yükselten dinimize duyduğumuz büyük aşktır!"

"(...)İlahi! 
Şahidiz Hamid’in kulluğuna 
Sana kul oluşunun zalime gam olduğuna! 
Lûtfet! 
Yüreğinde yanan aşk hatırına 
Bizden ayırdın, amma kavuşsun gülistanına."

Allahondanrazıolsun.
KulHamid için birFatiha!
DEVAMINI OKUYAYIM

9 Şubat 2019 Cumartesi

Çay koy!






B.
Bir an hiç açmayacaksın sandım. Gerçekten arka kapakta o kadar oyalandın ki tekrar rafa bırakacağın konusundaki hüzünlü hissim ele vermesin beni diye sayfalarımı titretmedim.

Şaka bir yana benimle konuşmayı kabul ettiğin için mutluyum. Eh, biraz da umutlu. Çünkü artık bir yola çıkıyoruz seninle ve bu yol, seni de olduğun yerden alıp götürecek bir yol.

Dur bir dakika, yoksa sen son sayfaya çoktan baktın mı? O halde tekrar buraya dönmeni sağlayan bir cümleyle karşılaştın ki buradasın.

Ne anlatıyorum bu kitapta? Havadan sudan!

Tamam, şimdi gerçekten giriyorum. Bu kadar girizgah yeter. Artık neden buradasın bunu anlatmanın satırı.

Kaç yaşındasın, ne kadar süredir yaşıyorsun bilmiyorum. Bildiğim bir şey var o da sen de bir arayıştasın. Belki, mutluluk, belki sevgi, belki sadece heyecan, bilmiyorum belki de aradığın huzurdur. Yine de aradığını bulabilmek adına girmediğin yol, denemediğin çare kalmadı ki anlaşılan, adı hoş gelen kapağımı görünce beni de aldın eline.

Burada aradığını bulabilir misin buna kesin bir cevabım yok. Fakat okudukça düşündüğünü fark edip yol aldığını anlayacağını umut ediyorum.

Yaşıyoruz. Her bir gün bir öncekinin aynı olmaması için çalışıyoruz. Gayretimizi artırıyoruz, hayretimizi işin içine katıyoruz. Bir şekilde yaşadığımız bu hayatta eksik olanı bulmaya boş kalanı doldurmaya çalışıyoruz. Her yolu deniyoruz. Bir bulsak, tamam, peşinden tutup ipine sarılacağız o aradığımızın ama… sorun, nerede? 

Sorun benliğimizde. Koşturduğumuz şeyin aslında durup baksak ne olduğunu bilmediğimiz, boşlukta kalmış bizi, olmadığımız bir kişiyi yıllardır aynı sahnede daha iyi oynasın diye canlandırıp durduğumuz bir nesne haline getirmiş olduğumuzu fark edeceğiz.

Sabah temposuyla başlayan maişet akşama kadar sürüp gider. Ertesi gün aynı kişi yine aynı sahnede. “A bu arada olur ya görüşemezsek, iyi günler iyi akşamlar ve iyi geceler!”

Peki geçip giden bu ömürde ne kadar biz kalmış kenarda, köşede? Zamanın ne kadarında biz kendimizi canlandırıyoruz?

Bu soruya açık bir cevap veremedim ben de. Sonra aniden cevapların tam ortasında da buldum kendimi. Tam orta dengeyi sağlamış olsaydım anlayabilecektim sanki gerçeği. Ama yine de bulunduğum durumun vahameti gözümü kapatırcasına acıtmıştı yüreğimi.

Ansızın gelen boşluk hissi sonrasındaki hissizlik ve nerde olduğunu sorgulama belirtisi bir hastalık mı yoksa sadece bir düşünce miydi? Sorular, sorular…

Olabildiğine yaşamak, yaşadıkça sevmek ve sevdikçe şükretmek gerek. Şükrün edasının tehiri çok vahim sonuçlara gebe.

Bu konuda konuştukça açılan yaralar, gönlün hoşnutsuz oluşu, bu gibi durumlarda insanın aklına hemen antidepresan ilaçları gelmekte… hal bu ya bir sıkıntı varsa ilaç var!

Sorunun derinlerine inildiğinde içildiğinde gerçekten de bir hoşluk veren ve artan gramajlarla insanı tabiri caizse alıp götüren bu tesirli sancı kesicinin nerden gelip de bu kadar başat bir şekilde söz sahibi olduğunu da irdelemek gerekir sanırım. Zira gerçekten de sorun çözmek yerine gelen sorunlara tepki anlayışımız toptan değişmeye zorlandı. Bunu biz bize yaptık. Başka bir düşmana da gerek olmazdı zaten…

Tepki vermek yerine boş vermeye, mücadele etmek yerine terk etmeye başladık. Sorun bizde… Sorun, sorunlarla karşılaştığımızdaki değişmiş olan fikrî yapımızda.

DEVAMINI OKUYAYIM

5 Şubat 2019 Salı

Çıkmaz bir problem - Konuşmamız Gerek Yazı Dizisi #8





Sade hayat ve huzurdan bahsederken bir yandan da bu hayatın içinde nelerin olmaması gerektiğini de düşünüp duruyorum. Derken aklıma her geldiğinde beni alıp götüren bir şeyle tekrar karşı karşıya kalmış durumdayım. Film!

İlk bakışta çok da tüyleri diken diken edecek bir kelime gibi görünmüyor olsa da çok masum bir yere sahip değil benim yaşantımda…

Bundan seneler evvel yaklaşık yedi sekiz yıl evvelinde başladı bu işe merakım. Gitgide içine almaya başlıyordu beni. Bir yandan senaryolar üretmeye çalışıyor diğer yandan da çektiğimiz özel kısa filmleri de montajlıyordum. Çok başarılı bir grafik çizmesem de – yani okulla birlikte düşündüğümüzde bunu yapmam çok iyi olmamıştı – genel hatlarıyla üzerine koyarak bilgi birikimine sahip olmuştum çok kısa sürede. Tabi bu arada okulla ilgili başarımdan söz etmeyeceğim. Zira pek iyi görünmüyordu. Haklısın sonra da yapabilirdim ama şöyle düşünüyordum, ya bir daha yapamazsam…

Bu tutku halini almaya başlıyordu ki üniversite zili çaldı… takvimler ikibin on üçü gösteriyordu.

Merak bu ya, bir içine almayıversin yeter ki… ikibin on beş sonuna doğru tekrar kapımı çalıyor bu merak. Üniversitenin sinema kulübü başkanı olarak hem de.

Bir senaryo da burada yazmaya koyuluyordum. Fakat bu geçmiştekinden daha da zorlu bir yoldu. Çünkü ailem ve yakın çevrem de işin içine girmiş ve sonucu merak ediyordu. Açıkçası kendi şehrim için diye başladığım proje, kendi iç hesaplaşmama dönüvermişti bir anda. Bir vakit sonra parasal anlamda çektiğim sıkıntı, mevsimin kış olması ve üzerimde hissettiğim içerden bir yerden gelen baskı bu işi sonlandırmam gerektiğini söylüyordu. Söylemekle kalmıyor, eyleme geçiriyordu…

Hal böyle olunca, sevgili okur kardeşim, düşündüm ve kararımı verdim. Erteliyoruz, dedim. Kulüpten de istifa ederek…

Aradan geçen üç yıl sonra bugün –ikibin on sekiz-o ertelenen şeyin gerçekleşme vakti midir bilinmez bir dürtü yine içimi azıcık azıcık gıdıklamaya başladı bile… bu işte, bu çok korkutucu bir durum. Neden mi? Çünkü bu bir iş değil, bu bir karmaşa. Bir dolambaç ve belki de bir döngü… tekrar başa dönme korkusu ile kurulu bir döngü.

İşte tam da burada durup soruyorum kendime. Yine aynı sonuçla karşılaşıp erteleyecek miyim?

Gerçekten sade bir hayat ve huzurdan söz ederken, içinde film-senaryo-çekim de yer alacak mı? Almalı mı? Almalıysa bunu neden yapıyorum?

Sorular… bir türlü ardı arkası kesilmeyen…

Peki, şimdi gerçekten ne yapmalıyım? Tekrar yazmaya başlasam, bitebilir mi? Mutlu son diye bir şey var mı bu hikayede?

Ne olmalı?

Haziran-Eylül 2018
DEVAMINI OKUYAYIM

Bu hafta en çok okunanlar

Komşular

  • BAŞA KAKMAK - başa kakmak Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır,...
    2 saat önce
  • Laf - Tohum " Birisinin kızdığı birine ok atması ona laf söylemesinden daha hafif bir tepki olur. Çünkü ok hedefini şaşırabilir ama dil şaşırmaz." *Süfyan es...
    2 saat önce
  • İnsan ve çevre - * İzmir'e yeni taşındığım günlerde vaktimin sadece bana ait olmasını sağlamak için bazı kararlar almıştım. Hayatımdaki insan sayısını az tutacaktım. Ark...
    9 saat önce
  • 28 Day Blog Challenge #19 - - *En merak edilenlerden, baştan itibaren blog maceranı dinlemek isterim. * Bugün, bir farklılık olarak yazımı yazmadan evvel meydan okumaya ka...
    23 saat önce
  • WhatsApp'ı Nasıl Kullanıyorum? - WhatsApp az veya çok herkesin hayatında yer alıyor,günlük konuşmalarımızın tümü nerdeyse onun aracılığı ile yapılıyor.Bir çok veriyi de onun aracılığı ile...
    1 gün önce
  • Korkma - Hayatta hiçbir şeyi kaybetmekten korkma Allah sevgisi ve imanını kaybetmekten başka!
    3 gün önce
  • Hezarfen Videosunda Sansürsüz Sahneler! - Bahsettiğim animasyon filmi Hezarfen Ahmet Çelebi'den bahseden kısa bir yapım. Bahsekonu Youtube videosunun altında şöyle bir açıklama var: "Hezarfen Ahmet...
    4 gün önce
  • HİZMETİN KARŞILIĞI - Bayezid-i Bestamî Hazretlerinin bulunduğu bir ziyafette yemekten sonra herkesin önüne leğen ve ibrik getirildi. Fakat Bayezid-i Bestamî Hazretleri (k.s.)...
    2 hafta önce

Burada Sözler Meclisten İçeru

"...Genç adam! bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.

surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..

Allah'ın selâmı üzerine olsun! "

NFK | Necip Fazıl Kısakürek